🌲 Kırmızı Başlıklı Kız: Bilinmezliğe Adım Atmak

20251027 132535 0000.png



Kırmızı Başlıklı Kız, yüzeyde küçük bir kızın annesinin öğütlerine uymayıp ormanda kaybolmasının hikâyesi gibi görünür. Ama varoluşçu bir bakışla okunduğunda, bu masal insanın ilk kez kendi kararının sorumluluğunu üstlenmesinin sembolüdür.

Anne, güvenli dünyanın temsilcisidir. Ev, bilinen, tanımlanmış, sınırları belirli o alandır. “Yoldan ayrılma” buyruğu, toplumsal düzenin sesi gibidir: kurallara uyarsan güvende olursun. Ama hayatın gerçek başlangıcı, insanın o yoldan sapmasıyla başlar. Kırmızı Başlıklı Kız, annenin sözünü dinlemez; çünkü her birey gibi kendi yolunu denemek ister. Ormana girmek, bilinmeyene girmektir.

Varoluşçuların “kaygı” dediği şey tam da bu noktada başlar. Kaygı, korkudan farklıdır; dışsal bir tehditten değil, özgürlüğün ağırlığından doğar. Kız, artık yalnızdır ve seçimlerinin sonucuyla yüzleşmek zorundadır. Orman bu anlamda insanın kendi varoluş alanıdır: karanlık, karmaşık, belirsiz ama aynı zamanda dönüştürücü.

Kurt, kötülükten çok bilinmezliğin simgesidir. İnsan, bilinmeyenden korkar ama aynı zamanda ona yönelir. Kızın kurtla konuşması, kendi merakının farkına varmasıdır. Büyümek, güvenli olanı terk etmeyi, bazen hata yapmayı, bazen de korktuğumuz şeye yaklaşmayı gerektirir.

Masalın sonunda gelen “kurtarılma” ise dışsal bir kurtuluş değil, deneyimin kapanışıdır. Kız, bir daha asla eskisi gibi olamayacaktır. Artık “yoldan çıkmanın” ne anlama geldiğini bilmektedir. Bilgelik, tecrübenin içinden geçmekle gelir.

Kierkegaard’ın dediği gibi: “İnsanın en büyük trajedisi, özgürlüğünün farkına vardığı andır.”
Kırmızı Başlıklı Kız, tam da bu farkındalığın masalıdır. Korkunun içinden geçmeden bilinç doğmaz; ormana girmeden kimse kendi yolunu bulamaz.

“Her insan, bir gün kendi ormanına girmek zorundadır.”