🎬 Ayna (Andrei Tarkovski) — Babasızlık, Eksiklik ve Lacancı Ayna

img 20251023 wa0000.jpg


Tarkovski’nin Aynası, sinemanın değil, bilincin kendi görüntüsüne bakma biçimidir. Film, yönetmenin çocukluğuna dönüşü değil, çocukluğunu yeniden inşa etme girişimidir. Ev, orman, anne figürü, rüzgar, su… Hepsi bir hatıranın parçalarından çok, belleğin kendisinin yeniden kurulmuş halidir.

Yönetmen, filmde annesini ve eşini aynı oyuncu üzerinden temsil eder. Bu, Lacan’ın “arzu nesnesinin yer değiştirmesi” kavramını neredeyse birebir sahneye taşır. Çocuklukta öznenin anneyle kurduğu bağımlı arzu, yetişkinlikte eş figüründe yeniden yazılır. Ancak bu tekrar hiçbir zaman eksikliği gidermez; aksine eksikliği derinleştirir.

🔍 Babanın Adı ve Tarkovski’nin Sessiz Babası

Filmde babanın fiziksel olarak hiç görünmemesi, ama sesiyle, şiirleriyle var olması, Lacan’ın “babanın adı” (Nom du Père) kavramının sinematografik karşılığıdır. Babanın bedeni yoktur, ama yasa onun yokluğunda kurulur.
Tarkovski’nin kendi babası, ünlü Rus şair Arseniy Tarkovski’dir. Film boyunca duyulan şiirler, babanın sembolik sesidir — öznenin içine kazınmış ama asla tam görünür olmayan yasa sesi.

Ne var ki Tarkovski bu yasayı da reddeder: filmdeki asker sahnesinde çocuk, askeri komutlara itaat etmez, komutun tersini yapar. Bu sahne, “babanın yokluğunda yasa kimin sözü olur?” sorusunu açar. Babanın adının içselleştirilememesi, özneyi sürekli kendi yasasını yazmaya zorlar. Tarkovski’nin sineması da tam olarak budur: kuralın yerine kendi dilini koyma çabası.

🪞 Ayna Evresi ve Benliğin İnşası

Lacan’ın “ayna evresi”nde çocuk, parçalı bedensel deneyiminden koparak aynadaki bütün imgeye tutunur. Bu bütünlük yanılsaması, benliğin kuruluşudur. Ayna filminde seyirci de aynı süreci yaşar: parçalı zaman örgüsünü birleştirmeye çalışırken, anlamı kendi zihninde kurar.
Ama bu bütünlük asla tamamlanmaz. Tıpkı çocuğun aynada gördüğü “ben” gibi, filmdeki benlik de hep bir eksik üzerinden var olur.

Tarkovski’nin kamerası, geçmişi onarma aracı değildir; eksikliği kutsayan bir aynadır. Görüntü, hiçbir zaman kendini tam anlatmaz. Su damlası, rüzgar, tül — hepsi eksikliği konuşur. Film, seyirciyi edilgen olmaktan çıkarır; her plan, kendi bilinçdışına bir ayna tutar.

“Ayna, hatırlamanın değil; öznenin kendini yeniden kurma cesaretinin sahnesidir.”

Bu film, yalnızca Tarkovski’nin kişisel hikâyesi değil, her öznenin eksiklikle barışma denemesidir. Babasızlığın, yasanın, arzunun ve hatıranın iç içe geçtiği bir bilinç sahnesidir.

Sinemayı bu açıdan derinlemesine okumak, filmleri birer terapötik deneyim olarak görmek istiyorsanız, SineTerapi grup çalışmalarına katılabilirsiniz.

👉 Ayrıntılar ve kayıt için: klinikpsikolognesibedinc.com/randevu

Odak kelimeler: Tarkovski Ayna analizi, Lacan ayna evresi, babanın adı, psikoanalitik film, İzmir psikolog, İzmir terapi, SineTerapi