🐢 Kaplumbağa ve Tavşan: Yetişkinlere Bir Masal

20251027 132444 0000.png



Bir zamanlar bir tavşan varmış.
Hızlıymış, becerikliymiş, herkesin gözdesiymiş.
Bir işi bitmeden diğerine koşar, durduğu yerde bile aklından yeni yollar geçirirmiş.
Ama geceleri, kalbi öyle yorulurmuş ki uyuyamazmış. Çünkü koşarken neyi kovaladığını hiç bilmezmiş.

Aynı ormanda bir de kaplumbağa yaşarmış.
Onun adımlarını kimse duyamazmış; ama nereye gittiğini hep bilirmiş. Sabah kalktığında, günün nereye varacağını düşünmezmiş. “Şimdi”yi taşırmış sırtında, ağır ama emin bir biçimde.

Bir gün tavşan, kendi gölgesine bile yetişemediği bir sabah, kaplumbağayla yolunun kesiştiği bir dere kenarında durmuş.
“Sen nasıl böyle sakinsin?” demiş.
Kaplumbağa gülümsemiş:
“Ben her yere evimi götürüyorum. Sen evini geride bırakmışsın.”

🌿 Masalın yetişkinlere anlattığı

Yetişkin yaşamı, çoğu zaman tavşan gibi koşmakla kaplumbağa gibi var olma arasındaki gerilimdir.
Başarmak, yetmek, yetişmek… modern dünyanın görünmez yarışı. Tavşan, dışarıdan güçlü görünür ama içsel boşluk hissi büyür. Çünkü hız, anlamın yerini almıştır.

Kaplumbağa, yavaşlığıyla alay edilen ama varoluşun ritmini bilen figürdür. Onun sırtındaki kabuk, hem sınır hem de korunaklılık simgesidir: “Kendini taşımak” demektir.
Yetişkin olmanın olgunluk hali de budur: dışarıda ne kadar koşarsak koşalım, içimizde bir yerin “eve dönmeyi” bilmesi.

Bu masal, “daha hızlı” değil, “daha farkında” olmanın övgüsüdür.
Kaplumbağa kazanmaz aslında; sadece yarışın anlamını sorgulamaz.
Tavşan da kaybetmez; yalnızca durmayı geç öğrenir.

“Bazı zaferler, koşmayı değil, durabilmeyi gerektirir.”

Yetişkinliğin ortasında, hepimizin içinde biraz kaplumbağa, biraz tavşan yaşar.
Biri bize hızın heyecanını, diğeri dönüşün huzurunu hatırlatır.
Denge, bu iki sesin birlikte var olmasına izin verebilmektir.