🎬 Masallar ve Çizgi Filmler Bizi Nasıl Etkilemiş Olabilir?

20251027 132121 0000.png



Hepimizin çocukluğu bir sesle başlar: Televizyondan gelen o tanıdık müziklerle, renkli dünyalara açılan masallarla. Şirinler, Temel Reis, Sindirella, Red Kit, Pamuk Prenses… Her biri sadece bir hikâye değil, aynı zamanda zihnimizin ilk öğretmenleriydi. Bize “iyiliği”, “güzelliği”, “aşkı” ve “kahramanlığı” anlattılar — ama bu anlatılar gerçekten masum muydu?

90’larda büyüyen çocuklar, yalnızca birer çizgi film izlemedi; aynı zamanda bir dönemin değer sistemini içselleştirdi. Güç, güzellik, kurtarılma, itaat, ödül, ceza… Tüm bu kavramlar, renkli karakterlerin arkasına gizlenmişti. Şirin Baba’nın her şeye hükmeden bilge otoritesi, Temel Reis’in kas gücüyle “haklı” oluşu, prenseslerin hep kurtarılmayı beklemesi… Bunlar sadece eğlenceli hikâyeler değil, toplumsal rollerin erken öğretileriydi.

Bir masal, bir çizgi film ya da bir reklam aslında aynı sistemin ürünüdür: bir şey satmak ister. Bazen bu bir oyuncaktır, bazen bir duygu, bazen bir kimlik. Hikâyelerin büyüsü tam da buradadır — çünkü bize fark ettirmeden öğretirler. Çocuk bilinçdışına kazınan bu imgeler, yetişkinlikteki ilişkilerimizden seçimlerimize kadar sessizce rehberlik etmeye devam eder.

“Çocuklukta dinlediğimiz hikâyeler, yetişkinlikte kurduğumuz hayatların taslağıdır.”

Bu seri, o hikâyelere yeniden bakmak için bir davet. Safinaz neden hiç ıspanak yemedi? Pamuk Prenses neden bir elma yüzünden uyudu? Şirinler neden hiç büyümedi?
Belki de tüm bu soruların cevabı, çocukluğumuzun rengârenk dünyasında saklı.