Birçok kişi terapiye başlamadan önce şunu düşünür:
“Yine baştan anlatacağım. Tüm hayatımı, çocukluğumu, ailemi… Buna gücüm yok.”
Bu cümle, aslında terapiye başlamakta zorlanan pek çok insanın ortak duygusudur. Çünkü terapi, sadece konuşmak değil, yeniden açılmak anlamına gelir — ve her açılma, biraz savunmasızlık demektir.
Ben de bu kaygıyı çok sık duyarım. Özellikle daha önce bir veya birkaç terapist deneyimi yaşamış danışanlarım, “Siz hiç bütün hayatımı sorgulamadınız, bu bana çok iyi geldi,” derler.
Bu geri bildirimler bana hep şunu hatırlatır: Her danışan aynı şekilde tanınmaz. Her terapi aynı biçimde başlamaz.
Evet, bir terapist olarak sizi tanımam gerekir.
Ama bunun bir sorgu ya da özgeçmiş anlatısı şeklinde olmasına gerek yoktur.
Bazen en önemli bilgiler, danışan kendini “hazır hissettiğinde” gelir.
İlk seanslarda her şeyi baştan sona anlatmak, bazıları için yorucu, hatta yeniden travmatize edici olabilir.
Benim yaklaşımımda tanıma süreci, zamana yayılır.
İlk birkaç seansın amacı, “hikâyeyi tamamlamak” değil, bağı kurmaktır.
Eğer danışan yoğun bir duyguyla geldiyse, o duyguya alan açmak en gerçek başlangıçtır. Çünkü terapi, bir ilişki biçimidir — ve ilişki, güvenle kurulur.
Güvenin olduğu yerde, hikâye zaten yavaş yavaş kendini anlatır.
Bu yüzden terapiye gelen biri olarak her şeyi bir anda anlatmak zorunda değilsiniz.
Terapi, sınav değil; birlikte inşa edilen bir süreçtir.
Bazen bir kelimeyle başlar, bazen bir sessizlikle.
Ama doğru zaman geldiğinde, tüm hikâye kendi kendini açar.
“Terapi, bir anlatı değil; iki insan arasında oluşan anlamdır.”
terapi süreci, terapide güven, terapistle ilişki, İzmir psikolog, psikoterapi, danışan deneyimi