Annenin Duygusal Yokluğu
Bir annenin fiziksel olarak var olup psikolojik olarak ulaşılamaz olması yetişkinlikte ne bırakır? Duygusal ihmal, bağlanma ve yetişkin ilişkileri üzerine.
Bir annenin yokluğunu yalnızca terk edilme, ölüm ya da fiziksel ayrılık üzerinden düşünürsek önemli bir ilişki biçimini gözden kaçırırız. Bazı anneler çocuğun hayatında sürekli vardır; bakım verir, gündelik ihtiyaçları karşılar, fakat çocuk duygusal olarak görülmediğini, anlaşılmadığını veya ihtiyaç duyduğunda annesine ulaşamadığını deneyimleyebilir.
Psikoloji literatüründe bu tablo tek bir tanıya karşılık gelmez. Duygusal ihmal, düşük ebeveyn duyarlılığı ve düşük duygusal erişilebilirlik gibi kavramlar bu alanın farklı parçalarını tarif eder. Ortak noktaları, çocuğun duygusal sinyallerinin yeterince fark edilmemesi, anlamlandırılmaması veya uygun biçimde karşılanmamasıdır.
Duygusal ihmal, sevgisizlikle aynı şey değildir
Bir anne çocuğunu sevdiği halde depresyon, kendi travmatik geçmişi, kronik stres, yoğun bakım yükü veya öğrendiği ebeveynlik biçimleri nedeniyle duygusal olarak sınırlı olabilir. Gelişim açısından yalnızca ebeveynin niyeti değil, ilişkinin çocuk tarafından nasıl deneyimlendiği önemlidir.
Ebeveyn duyarlılığı üzerine büyük meta-analizler, çocuğun sinyallerini fark etme, doğru yorumlama ve uygun karşılık verme kapasitesi ile güvenli bağlanma arasında anlamlı bir ilişki bulunduğunu gösteriyor. Bununla birlikte etkiler orta büyüklükte ve çok etkenlidir; annenin tek başına kader belirlediği bir model bilimsel olarak savunulamaz.
Duygusal ihmalin ayırt edici özelliği: yapılmayanlar
Çocukluk travması denildiğinde çoğu zaman gerçekleşmiş olaylar düşünülür: şiddet, tehdit, hakaret veya terk edilme. Duygusal ihmalin yapısı farklıdır. Sorun bazen yapılanlardan çok yapılmayanlardır: korktuğunda yatıştırılmak, üzüntüsünün merak edilmesi, sevincinin paylaşılması, ihtiyaç göstermenin utanç yaratmaması.
Bu nedenle yetişkinlikte kişi “Aslında çocukluğumda kötü bir şey olmadı” diyebilir; fakat yakın ilişkilerinde sürekli tekrar eden bir yoksunluk veya güvensizlik tarif edebilir.
Çocuklukta duygusal ihmal ile yetişkin psikopatolojisi arasında anlamlı ilişkiler gösteren meta-analizler bulunuyor; özellikle depresif bozukluklarla ilişki belirgin. Ancak bu çalışmaların çoğunun geriye dönük olması ve yüksek heterojenlik, basit neden-sonuç formüllerinden kaçınmayı gerektirir.
Çocuk duygusunu ilişkide anlamlandırmayı öğrenir
Küçük çocuk korku, öfke veya üzüntüyü yetişkin gibi düzenleyemez. Bakım verenin yüzü, sesi ve karşılığı bu deneyimin adlandırılması ve yatıştırılması için bir çevre oluşturur. Çocuk zamanla dışarıdaki düzenleme işlevlerinin bir bölümünü içselleştirir.
Duygusal olarak erişilemeyen ortamda kişi yetişkin olduğunda duygusuz olmak zorunda değildir. Tam tersine yoğun duygular yaşayabilir fakat onları ayırt etmekte ve ifade etmekte zorlanabilir. Çocukluk kötü muamelesi ile aleksitimi arasındaki büyük meta-analizlerde duygusal ihmal güçlü ilişkilerden birini göstermiştir.
Duygusal yoksunluk şeması
Şema kuramı bu alanda “duygusal yoksunluk” kavramını kullanır: ihtiyaç duyduğum anlayış, korunma veya duygusal karşılık büyük ihtimalle gelmeyecek. Çocuklukta duygusal ihmal ile yetişkinlikte erken dönem uyumsuz şemalar arasındaki sistematik derleme ve meta-analizlerde en güçlü ilişkilerden biri duygusal yoksunluk şemasıyla görülmüştür.
Bu beklenti yetişkinlikte farklı biçimler alabilir. Kişi yakınlığa yoğun biçimde tutunabilir, küçük uzaklaşmaları terk edilme gibi okuyabilir veya tam tersine kimseye ihtiyaç duymamayı öğrenebilir. Her iki örüntünün altında “ihtiyaç duymak güvenli değildir” gibi bir ilişki kuralı bulunabilir.
Öz şefkat neden etkilenebilir?
Çocuklukta ihtiyaçlarının gereksiz veya rahatsız edici olduğu hissini alan kişi yalnızca başkalarından destek istemekte değil, kendi sıkıntısına nasıl karşılık vereceğinde de zorlanabilir. Çocukluk kötü muamelesi ile öz şefkat arasındaki meta-analizde duygusal ihmal, öz şefkatle en güçlü negatif ilişkilerden birini göstermiştir.
Bunu mekanik bir kader olarak okumamak gerekir. Daha anlamlı çıkarım, kendimizi yatıştırma ve ihtiyaçlarımızı meşru görme kapasitesinin ilişkisel tarihimizle de bağlantılı olduğudur.
Yardım almak isteyen kişi nereden başlayabilir?
Tedavinin amacı annenin suçlu olduğunu kanıtlamak değildir. Daha yararlı klinik soru, bu ilişkinin bugün nasıl çalıştığıdır: ihtiyaç bildirmek utanç mı yaratıyor, duygusal olarak erişilemeyen insanlara mı yöneliniyor, yakınlık geldiğinde geri mi çekiliniliyor, karşıdakinin ihtiyacı kendi ihtiyacından önce mi fark ediliyor?
Geçmişi anlamak ancak bugünkü ilişki düzenini görünür hale getirdiğinde klinik olarak işlev kazanır.
Anneyle yüzleşmek ya da ilişkiyi kesmek zorunlu değildir
“Annenle yüzleş”, “affetmeden iyileşemezsin” veya “bağını kes” gibi tek tip öneriler psikoterapinin genel kuralları değildir. Yetişkinlikte ilişki mevcut koşullara göre değerlendirilir. Anne bugün daha erişilebilir olabilir; sınırlı ama sürdürülebilir bir ilişki mümkün olabilir; devam eden zarar varsa daha güçlü sınırlar gerekebilir.
İyileşmenin yalnızca annenin değişmesine bağlanması, yetişkin kişinin hareket alanını yeniden annenin kapasitesine teslim edebilir.
Alınmamış olanın yasını tutmak
İnsan yalnızca yaşadığı kötü olaylara değil, yeterince kurulmamış ilişkilere de yas tutabilir. Bu yasın amacı geçmişi düzeltmek değil, geçmişte alınmamış olanı bugünkü ilişkilerden otomatik ve sınırsız biçimde talep etmeden yaşayabilmektir.
Bağlanma ve psikoterapi meta-analizleri, terapi sırasında bağlanma güvenliğindeki artışın daha iyi tedavi sonuçlarıyla ilişkili olabileceğini gösteriyor. Geçmiş değişmez; fakat yakınlıkla kurulan ilişki değişebilir.
Kaynaklar
Ebeveyn duyarlılığı ve bağlanma üzerine güncel meta-analizler; çocukluk duygusal ihmalinin psikopatolojiyle ilişkisine ilişkin sistematik derlemeler; çocukluk ihmali ve erken uyumsuz şemalar meta-analizi; çocukluk kötü muamelesi ile öz şefkat ilişkisi; bağlanma ve psikoterapi sonuçları üzerine meta-analitik literatür.
Özet
Duygusal olarak eksik bakım geçmişi insanın geleceğini belirlemez. Çalışmanın odağı annenin neden böyle olduğunu kanıtlamaktan çok, ihtiyaç, yakınlık ve kendine bakımın bugün hangi eski kurallarla yönetildiğini fark etmektir.
Bu yazı klinik değerlendirmenin yerine geçmez. Yoğun zorlanma sürdüğünde ilk görüşme için iletişime geçmek önerilir; akut kriz durumlarında 112 ya da yakın bir sağlık kuruluşuna başvurmak uygundur.
