Gündelik Hayattan Lacan #1: İlişkilerde Eksik Hissetmek
Lacan’da eksiklik, arzu, Öteki ve aşkın tamamlanma vaadi üzerine; ilişkilerde neden hiçbir güvence tam olarak yetmez?
Modern ilişki dili, eksikliği çoğunlukla düzeltilmesi gereken bir psikolojik kusur gibi ele alıyor. Kişi ilişkide kendisini yetersiz hissediyorsa özgüvenini güçlendirmesi, bağlanma yaralarını iyileştirmesi veya partnerinden daha fazla güvence istemesi öneriliyor. Bunların bazı durumlarda karşılığı var. Fakat Jacques Lacan’ın düşüncesine girdiğimizde mesele başka bir yere taşınıyor: eksiklik yalnızca kötü ebeveynlikten, düşük benlik saygısından ya da yanlış partner seçiminden doğan bir problem değildir. Öznenin kuruluşunun parçasıdır.
Eksik olmak ile bir eksiğinin olması aynı şey değildir
Gündelik dilde eksiklik düzeltilebilir bir noksanlık gibi anlaşılır. Lacan’ın manque ve özellikle manque-à-être dediği şey ise insanın kendisiyle hiçbir zaman tam bir özdeşlik kuramamasıyla ilgilidir. Özne ne olduğunu, ne istediğini ve başkasının gözünde kim olduğunu bütünüyle bilemez. Bu boşluk kapatılamadığı için arzu devam eder.
Lacan’ın özne kuramında insan doğrudan, bütünüyle kendisine ait bir “ben” olarak kurulmaz. Kendimizi dil ve başkalarının bize sunduğu anlamlar içinde tanırız. İsim, kimlik, değer, başarı, güzellik, sevilebilirlik gibi gösterenlerin tümü Öteki’nin alanından gelir. Bu nedenle kendimizi tarif ettiğimiz dil bile bütünüyle bize ait değildir.
Öteki’nin arzusundaki yerimiz
Lacan’ın “arzu, Öteki’nin arzusudur” formülü romantik ilişkiler açısından özellikle önemlidir. İnsan yalnızca bir nesneyi arzulamaz; Öteki’nin ne arzuladığını ve onun arzusunda kendisinin nerede bulunduğunu da anlamaya çalışır.
Romantik ilişki bu eski bilmecenin güçlü bir sahnesidir. Partnerin bizi sevmesi önemlidir; fakat çoğu zaman bununla yetinmeyiz. Bizi neden seçtiğini, ne kadar arzuladığını, bu arzunun değişip değişmeyeceğini ve bizim yerimizin benzersiz olup olmadığını bilmek isteriz.
Buradaki huzursuzluğu yalnızca düşük özgüvenle açıklamak eksik kalır. Lacan açısından başka bir insanın arzusu hiçbir zaman bütünüyle şeffaf değildir. Daha da önemlisi, kişi kendi arzusunu da tamamen bilmez. İki özne yakınlaşır ama ikisi de hem kendisi hem diğeri açısından kısmen bilinmez kalır.
İhtiyaç, talep ve arzu
Lacan’ın ihtiyaç, talep ve arzu arasında yaptığı ayrım ilişkilerdeki eksiklik hissini anlamak için kullanışlıdır. İhtiyacın belirli bir nesnesi olabilir. Fakat ihtiyaç Öteki’ne dil aracılığıyla yöneldiğinde talep haline gelir; talep yalnızca nesneyi değil, sevgi ve tanınmayı da ister. İhtiyaç karşılandıktan sonra talebin içinde doyurulamayan bir fazlalık kalır ve arzu bu alanda sürer.
Bu nedenle belirli bir davranışın karşılanması her zaman kesinlik üretmez. İlgi verilir, fakat ilginin samimiyeti sorgulanır. Sevgi söylenir, fakat sürekliliği garanti edilmek istenir. Güvence artar, fakat güvence yeni bir soruyu doğurur. Burada mesele partnerin yeterince vermemesi kadar, istenen kesinliğin yapısal olarak verilemez olmasıdır.
Objet petit a: Arzunun nedeni
Lacan’ın objet petit a kavramını basitçe “istediğimiz nesne” diye çevirmek yanıltıcıdır. Daha doğru biçimde arzunun nedeni olarak düşünülebilir. Objet a bir gün bulunup eksikliği kapatacak gerçek nesne değildir; arzuyu harekette tutan kayıp veya ulaşılmaz öğenin kavramsallaştırılmasıdır.
Bu yüzden romantik ilişkide eksiklik belirli özelliklere yapışabilir. İlgi, görünüş, cinsellik, statü veya geleceğe dair güvence bir süre için “eksik parça” gibi görünür. Bunlardan biri elde edildiğinde arzu başka bir yere kayabilir. Problem her zaman yanlış nesneyi seçmek değildir; arzu zaten tek bir nesneyle sonlanacak biçimde örgütlenmemiştir.
Yetersizlik neden bedene ve başarıya yapışır?
Belirsiz bir eksikliği somut bir kusura dönüştürmek kontrol hissi sağlar. Eğer sorun kilom, yaşım, kariyerim veya çekiciliğimse bunları değiştirerek Öteki’nin arzusundaki yerimi güvence altına alabileceğimi düşünebilirim.
Lacancı açıdan burada özne kendisini Öteki’nin arzusunu kontrol edebilmek için bir nesneye dönüştürür: daha çekici, daha başarılı, daha uyumlu, daha arzu edilir olursa ilişki garanti altına alınacaktır. Fakat Öteki’nin arzusu garanti edilemez.
Ayna evresi ve bütünlük fantezisi
Lacan’ın ayna evresi kuramında ego, dışarıdaki bütünlüklü beden imgesi üzerinden kurulur. Bu bütünlük baştan itibaren dışarıdan gelir ve bir yabancılaşma taşır. Romantik aşk da benzer biçimde başkasının bakışında kendimizi daha tutarlı ve bütün hissettirebilir.
Seçilmiş olmak ve arzu edilmek benlik duygusunu organize eder. Fakat bu deneyim “artık tamamlandım” biçiminde yorumlandığında ilişki aynı zamanda kaygının kaynağına dönüşür. Partnerin bakışının değişme ihtimali, kişinin kendi bütünlük hissini de tehdit eder.
“Cinsel ilişki yoktur” ne demektir?
Lacan’ın “il n’y a pas de rapport sexuel” formülü insanların ilişki kuramadığını ya da cinsel ilişkinin olmadığı anlamına gelmez. İki öznenin birbirini tamamlayan iki yarı gibi kusursuz biçimde eşleşmesini sağlayan evrensel bir formül bulunmadığını ifade eder.
Romantik kültür bunun tersini vaat eder: doğru insan bulunduğunda uyumsuzluk ortadan kalkacak, kişi nihayet bütünüyle anlaşılacaktır. Lacan’ın düşüncesi bu ideali bozar. Problem yanlış yarıyı bulmak değil, iki insanın birleşip tek bir bütün oluşturacağı fikrinin kendisi olabilir.
Aşk: Eksikliği kapatmak değil, onun üzerinden bağ kurmak
Lacan’ın aşk üzerine ünlü formülünde sevgi, kişinin sahip olmadığı şeyi vermesiyle ilişkilidir. Buradaki fikir iki tamamlanmış insanın karşılaşması değildir. Tam tersine, eksikliğini gizlemeden başkasına yönelen iki öznenin bağıdır.
Bu açıdan yetişkin aşkın önemli bir dönüşümü “Sen beni tamamlıyorsun” fantezisinden “Beni tamamlayamayacağını biliyorum ama seninle ilişki kuruyorum” noktasına yaklaşmaktır. Partner, benlik değerinin nihai garantörü olmaktan çıkar; ayrı bir özne olarak kalabilir.
Lacancı analiz ne yapar?
Lacancı analiz eksikliği ortadan kaldırıp kişiyi bütünüyle kendinden emin bir bireye dönüştürmeyi hedeflemez. Kişinin eksiklikle ne yaptığını araştırır: hangi nesnenin onu tamamlayacağına inanıyor, Öteki’nin arzusunda hangi konumu almaya çalışıyor, sevilmek uğruna hangi kimliğe tutunuyor ve neyi gerçekten kendisi arzuluyor?
Bu nedenle ilişkide eksiklik hissi tek başına tedavi edilmesi gereken bir arıza değildir. Asıl mesele, bu eksikliğin sürekli partnerin üzerine yıkılıp yıkılmadığıdır.
Kaynaklar
Jacques Lacan, Seminar VIII: Transference; Seminar X: Anxiety; Seminar XX: Encore. Bruce Fink, The Lacanian Subject ve Lacan on Love. Lewis A. Kirshner, “Rethinking Desire: The Objet Petit a in Lacanian Theory”. Adrian Johnston’un Stanford Encyclopedia of Philosophy’daki Jacques Lacan maddesi.
Özet
Lacan açısından ilişkide eksiklik belirli bir kusurun kanıtı değil, arzunun yapısal koşullarından biridir. Olgun yakınlık, partneri bizi tamamlamakla görevlendirmekten vazgeçip iki ayrı öznenin eksiklikleriyle ilişki kurabilmesidir.
Bu yazı klinik değerlendirmenin yerine geçmez. Yoğun zorlanma sürdüğünde ilk görüşme için iletişime geçmek önerilir; akut kriz durumlarında 112 ya da yakın bir sağlık kuruluşuna başvurmak uygundur.
