Terapiye Gitmeyi Neden Erteleriz?
Terapiye gitmeyi ertelemek çoğu kez tembellik değil, bir korunma biçimidir. Erteleme nedenleri, kararı küçültmek ve beklememek gereken durumlar üzerine.
Terapiye gitmeyi çoğu zaman isteksizlikten değil; yaşadıklarımızı yeterince ağır bulmadığımız, yardım istemekten utandığımız ya da ne olacağını bilmediğimiz için erteleriz. Bir psikoloğun sayfasını aylar önce kaydedip randevu formunu açtığınız, adınızı yazıp sekmeyi kapattığınız oldu mu? Bazen bir arkadaşın 'Bir destek alsan mı?' sorusu, bazen uykusuz geçen bir gece bu düşünceyi yeniden canlandırır; sabah olunca yine ertelenir. 'Bu ay çok yoğun, önümüzdeki ay bakarım' cümlesi her ay yeniden kurulabilir; takvim değişir, cümle aynı kalır.
Bu erteleme bir irade eksikliği değildir. Daha çok, büyük ve belirsiz görünen bir adımın karşısında zihnin kendini korumaya çalışmasıdır ve çoğunlukla birbirine eklenen birkaç küçük çekinceyle büyür. Çekincelerin bir kısmı fark edilir, bir kısmı ise yalnızca isteksizlik ya da yorgunluk gibi hissedilir. Ertelemenin arkasındaki düşünceleri görmek, kararın neden bu kadar ağır geldiğini anlamayı kolaylaştırır. Kararı küçültmenin yollarını ve beklemenin artık uygun olmadığı durumları bilmek ise ilk adımı daha gerçekçi bir boyuta indirir.
Bu kararın önünde hangi düşünceler durur?
En sık duyulan cümlelerden biri şudur: 'Benimki o kadar ağır değil.' Başkalarının daha büyük acılar yaşadığını düşünmek, kendi zorlanmanıza sıra hiç gelmeyecekmiş gibi hissettirir; insan da 'gerçekten kötü olduğunda' gitmek üzere bekler. İşe gidebildiği, evdeki sorumluluklarını yerine getirebildiği sürece kendine bir şey olmadığını söyler. Kendi sıkıntısını küçümsemek, uzun süre başkalarının ihtiyaçlarını öne almış biri için neredeyse bir refleks gibidir. Dışarıdan sürdürülen düzen ise içeride taşınan yükün hafif olduğunu göstermez. Terapiye başlamak için belirli bir ağırlık eşiğini geçmiş olmak gerekmez.
Bir diğeri 'Bunu da kendim halletmeliyim' düşüncesidir. Bazı ailelerde dertler sofrada konuşulmaz, herkesin kendi odasında taşınır. Böyle bir evde büyüyen biri için yardım istemek, alışılmış düzeni bozmak ya da yenilgiyi kabul etmek gibi gelebilir. Utanç da işin içindedir. Birine bunları anlatmak yaşananları daha gerçek kılacakmış gibi gelir; çevrede konuşulma ihtimali ya da ailenin 'Neyin eksik ki?' sorusu da eşiği yükseltebilir. Seanslarda konuşulanların gizli kaldığını bilmek bu kaygıyı bir ölçüde hafifletebilir; gizliliğin sınırları da ilk görüşmede açıkça paylaşılır.
Bazı nedenler ise son derece somuttur. Terapi, takvimde her hafta korunması gereken bir saat ve bütçede bir kalem demektir; bunlar küçümsenecek engeller değildir. Haftanın hangi saatinin ayrılacağını, bu saatin işe ve eve nasıl sığacağını düşünmek bile başlı başına yorucu gelebilir. Ne olacağını bilmemek de adımı zorlaştırır: 'Ya ağlarsam?', 'Ya ne diyeceğimi bilemezsem?', 'Ya bana bir etiket yapıştırılırsa?' Daha önce iyi gitmeyen bir terapi deneyimi yaşamış biri için ise 'Denedim, olmadı' cümlesi yeni bir kapıyı çalmanın önündeki en ağır yük olabilir.
Ertelemeyi yargılamadan anlamak
Ertelemenin bir işlevi vardır. Acı veren bir konuya yaklaşmaktan, yardım isterken hissedilen kırılganlıktan ya da değişimin getireceği belirsizlikten kısa süreliğine korur. Kimi zaman da terapiye dair bir umudu korur: 'Bir gün gidersem her şey yoluna girer' düşüncesi, gitmediğiniz sürece sınanmadan kalır. Bu yüzden 'Yine erteledim, ne kadar iradesizim' diye kendinize yüklenmek adımı kolaylaştırmaz; tersine, yükün üstüne bir de suçluluk ekler. Ertelemenin uzadığı her ay, terapiye gitme fikri biraz daha büyük ve biraz daha korkutucu görünmeye başlayabilir.
Daha işe yarar bir yaklaşım, ertelemeyi bir karakter kusuru olarak değil, merak edilecek bir bilgi olarak görmektir. 'Bu adımın bende korkuttuğu şey tam olarak ne?' sorusu, cevabı ne olursa olsun bir şey öğretir. Belki korkulan şey terapistin kendisi değil, ağlamaktır. Belki de 'Gidersem bir şeylerin gerçekten yolunda gitmediğini kabul etmiş olurum' düşüncesidir. Bu sorunun tek bir cevabı olmayabilir; bir yanınız merak ederken bir yanınız çekinir ve ikisi de dinlenmeyi hak eder. Ertelemenin neyi koruduğunu gördüğünüzde, o korunmaya ihtiyaç duyan tarafınıza biraz daha anlayışla yaklaşabilirsiniz.
Yine de beklemenin bir bedeli vardır. Ertelenen yük her zaman kendiliğinden hafiflemez; insan ona uyum sağlar. Kaygı veren durumlardan kaçındıkça hayat biraz daralır, uykusuz geceler olağanlaşır, sürekli gergin olmak bir karakter özelliği gibi görünmeye başlar. Daralma o kadar yavaş olur ki fark edilmeden yerleşir. Ertelemeyi anlamanın asıl yararı, bu daralmayı görebilmektir. İlk görüşmede 'Bu adımı uzun süredir erteliyordum' demek de konuşmaya anlamlı bir yerden başlamaktır.
Karar nasıl küçültülebilir?
Ertelenen karar zihinde 'terapiye başlamak' gibi büyük ve ucu açık bir taahhüt olarak durur: aylar sürecek bir süreç, her hafta bir saat, bütün hayatı anlatmak. Oysa atılacak ilk adım bundan çok daha küçüktür. İlk görüşmenin nasıl geçtiğini okumak, kısa bir soru göndermek, randevu formunu yalnızca planlama bilgileriyle doldurmak ya da tek bir ilk görüşme yapmak birbirinden ayrı ve küçük adımlardır. İlk görüşme bağlayıcı değildir; devam edip etmeme kararı görüşmenin ardından, sizin ritminize göre birlikte verilir. Ulaşım ve zaman sizin için engelse, online görüşme bu yükü azaltabilir.
Burada sık karşılaşılan bir yanılgı da hazır olmayı beklemektir. Bu bekleyiş çoğunlukla 'Önce biraz toparlanayım, sonra giderim' cümlesiyle kurulur; oysa toparlanmak için destek aramak da bir yoldur. Hazır olma hissi ise genellikle adımdan önce değil, adımı attıktan sonra gelir; beklemek onu getirmez, yalnızca eşiği yükseltir. Hazırlık gerekiyorsa da bu, kendinize 'Şu an hayatımı en çok zorlayan iki şey ne?' diye sormak kadar sade olabilir. Maliyet ve zaman gibi gerçek sınırlar ise ilk temas sırasında açıkça sorulabilir; seans sıklığı, format ve ödeme çerçevesi konuşulmadan karar vermek zorunda değilsiniz.
Randevu formunda hayat hikâyenizi yazmanız beklenmez; iletişim bilgisi, format tercihi ve uygun gün-saat aralığı planlama için yeterlidir. İsterseniz kısa bir not bırakabilirsiniz. İlk görüşme elli dakika sürer ve açılışında süre, gizlilik ve iletişim sınırları gibi pratik çerçeve konuşulur. Görüşmenin sonunda sıklık, format ve bir sonraki adım açıkça paylaşılır; o adımı atıp atmamak yine size kalır. Bunu önceden bilmek, 'İçeri girince ne olacak?' sorusunun yarattığı belirsizliği azaltabilir.
Pratik notlar
- Kararı 'terapiye başlamak' yerine 'bir ilk görüşme yapmak' olarak düşünmek, adımı taşınabilir bir boyuta indirebilir.
- Erteleme nedenlerinizi bir kâğıda yazıp hangilerinin pratik, hangilerinin duygusal olduğunu ayırmak denenebilir; her biri farklı bir küçük adım gerektirebilir.
- Kendinize 'Bu ay atabileceğim en küçük adım ne?' diye sormak denenebilir; bazen bu adım, ilk görüşmenin nasıl geçtiğini anlatan bir sayfayı okumaktır.
- Daha önce iyi gitmeyen bir terapi deneyiminiz varsa, sizi neyin yorduğunu ilk görüşmede söylemek yeni çerçeveyi birlikte kurmaya alan açar.
Ne zaman beklememek gerekir?
Ertelemeyi anlamak, her durumda beklemenin uygun olduğu anlamına gelmez. Bazı işaretler, adımı daha fazla ertelememenin size iyi gelebileceğini düşündürür. İşe ya da okula gitmekte, temel sorumlulukları yerine getirmekte belirgin biçimde zorlanmak bunlardan biridir. Haftalardır süren uyku ve iştah değişiklikleri, sevdiğiniz insanlardan ve eskiden keyif aldığınız şeylerden giderek çekilmek, günü ancak alkole ya da başka bir şeye yaslanarak geçirebilmek de dikkate alınmaya değer sinyallerdir. Yakınlarınızın 'Son zamanlarda hiç sen gibi değilsin' demeye başlaması da öyle. Yas, ayrılık ya da iş kaybı gibi büyük bir değişimin ardından haftalar geçtiği hâlde gündelik düzenin bir türlü toparlanmaması da bunlara eklenebilir. Bu işaretler kendi başına bir etiket değildir, ama yükün yalnız taşınabilecek düzeyi aşmaya başladığını gösterebilir.
Hangisinin sizin için geçerli olduğundan emin değilseniz, durumu tek başınıza tartmak zorunda değilsiniz. Bir ilk görüşme, yaşadıklarınızın terapiyle mi, psikiyatrik bir değerlendirmeyle mi, yoksa ikisinin birlikte yürümesiyle mi daha iyi karşılanacağını konuşmak için de uygun bir yerdir. Örneğin uykusuzluğun ve isteksizliğin haftalardır sürdüğü bir dönemde, terapiye ek olarak psikiyatrik bir değerlendirmenin de planlanması gerekebilir. Böyle bir yönlendirmede kapı kapanmaz; yalnızca doğru desteğe giden yol netleşir.
Kendinize zarar verme düşünceleri ya da güvenliğinizi tehdit eden bir durum varsa, randevu tarihini beklemeden 112'yi aramak ya da size en yakın sağlık kuruluşuna gitmek önceliklidir; güvendiğiniz birine haber vermek de bu adımın parçasıdır. Bunun dışındaki durumlarda ise erteleme ne kadar uzamış olursa olsun, ilk adım için kaçırılmış bir an yoktur. Aylar ya da yıllar sonra gelen bir başvuru da aynı özenle karşılanır.
Özet
Terapiye gitmeyi ertelemek, irade eksikliğinden çok utancın, belirsizliğin ya da her şeyi tek başına taşıma alışkanlığının sessiz bir sonucudur. Kararı küçültmek ilk adımı daha ulaşılabilir kılar ve bu adım ne zaman atılırsa atılsın değerlidir. Hazır hissetmeyi beklemeniz gerekmiyor; yalnızca bilgi almak için bile Klinik Psikolog Nesibe Dinç'e ulaşabilir, Antalya'da yüz yüze ya da online, bağlayıcı olmayan bir ilk görüşme planlayabilirsiniz.
Bu yazı klinik değerlendirmenin yerine geçmez. Yoğun zorlanma sürdüğünde ilk görüşme için iletişime geçmek önerilir; akut kriz durumlarında 112 ya da yakın bir sağlık kuruluşuna başvurmak uygundur.
Sıkça Sorulan Sorular
- Psikoloğa gitmeye neden karar veremiyorum?
- Karar, genellikle olduğundan daha büyük göründüğü için zorlaşır. Yaşadıklarınızı yeterince ağır bulmamak, yardım istemekten utanmak, ne olacağını bilmemek ya da önceki kötü bir deneyim bu kararsızlığı besleyebilir. Kararsızlık, isteksizlikten çok kendinizi korumaya çalışmanızla ilgili olabilir. Kararı 'terapiye başlamak' yerine 'bir ilk görüşme yapmak' olarak düşünmek, adımı daha yönetilebilir hâle getirebilir.
- Terapiye başlamak için hazır hissetmeyi beklemeli miyim?
- Gerekmez. Hazır olma hissi çoğu kez ilk adımı attıktan sonra belirginleşir. Nereden başlayacağınızı bilmeden, karışık duygularla gelmek de bir başlangıç için yeterlidir. İlk görüşmede ne kadarını paylaşacağınıza siz karar verirsiniz. Hazırlık yapmak isterseniz, şu an hayatınızı en çok zorlayan bir iki konuyu kısaca not etmeniz görüşmeye küçük bir çapa sağlayabilir.
- İlk görüşmeye gidersem terapiye devam etmek zorunda mıyım?
- Hayır. İlk görüşme bağlayıcı değildir; çalışma çerçevesini görmek ve karşılıklı uygunluğu değerlendirmek için yapılır. Görüşmenin sonunda sıklık ve format gibi konular konuşulur, ama devam kararı için acele etmeniz gerekmez; isterseniz birkaç gün düşündükten sonra dönebilirsiniz. Bunu bilmek, ertelenen adımı hafifletebilir.