Terapide 'Konuşacak Bir Şey Yok' Hissi
Seansa oturunca zihnin boşalması bir eksiklik değil, sık yaşanan bir deneyimdir. Bu hissin altında olabilecekler ve terapide sessizlikle çalışmak üzerine.
Terapide konuşacak bir şey bulamamak sanıldığından çok daha yaygındır ve çoğu zaman seansın boşa gittiği anlamına gelmez. Hafta boyunca aklınızda biriken onca düşünce, koltuğa oturduğunuz ya da kamera açıldığı anda kayboluverir. Terapist 'Bugün nereden başlamak istersiniz?' diye sorar ve içinizden tek bir cümle yükselir: 'Bu hafta pek bir şey olmadı aslında.' Ardından gelen sessizlikte, söyleyecek bir şey bulmak için içten içe telaşlanırsınız. Eve dönerken ise anlatmak istedikleriniz birer birer aklınıza gelir.
Bu an ilk görüşmelerde sık yaşanır, ama süreç ilerledikten sonra da karşınıza çıkabilir. Çoğu insan bunu bir eksiklik gibi yaşar; hazırlıksız geldiğini, terapistin vaktini boşa harcadığını ya da terapiyi doğru yapamadığını düşünür. Oysa konuşacak bir şey bulamamak, konuşulacak bir şey olmadığı anlamına gelmez. Terapide sessizlik ve boşluk hissi, üzerinde birlikte durulabilecek bir malzemedir. Bu hissin nereden gelebileceğini, altında nelerin birikmiş olabileceğini ve terapistin böyle anlarda nasıl çalıştığını bilmek, o boş sayfanın karşısında daha az yalnız hissetmenize yardımcı olabilir.
Seansa oturunca zihin neden boşalır?
Gündelik hayatta düşünceler genellikle bir şey tarafından tetiklenir: bir mesaj, bir toplantı, bir tartışma. Seans ise açık uçlu bir alandır; ne konuşulacağını büyük ölçüde siz seçersiniz. Kimine özgürlük gibi gelen bu açıklık, kimine önünde duran boş bir sayfayı hatırlatır. Üstelik çoğu kişi seansa günün koşturmacasının tam ortasından gelir. Trafikten, bir iş görüşmesinden ya da evdeki gürültüden çıkıp birkaç dakika içinde içe dönmek kolay değildir. Online görüşmede bir toplantı penceresini kapatıp birkaç saniye içinde seans bağlantısına geçmek ise bu geçişe neredeyse hiç zaman bırakmaz. Seansın ilk dakikalarında konuşmanın ağır başlaması bu yüzden olağandır.
Bir başka neden, terapide yalnızca önemli şeylerin konuşulması gerektiği inancıdır. Çocukluk anıları ya da büyük kayıplar anlatılmaya değer görülürken, iş yerindeki küçük bir gerginlik ya da kardeşinizle yapılan kısa bir telefon konuşması sıradan gelir. İçinizdeki bir editör, konuşmadan önce her konuyu eler: 'Bu çok basit', 'Bunu zaten geçen hafta anlattım', 'Bu, seansa getirilecek kadar ilginç değil.' Bazı insanlar terapiste ilginç bir şey götürmek ister, sıkıcı bulunmaktan çekinir. Oysa en bildik örüntüler, en açık hâlleriyle sıradan olaylarda görünür.
Bir de dikkatin merkezinde olmanın yabancılığı vardır. Elli dakika boyunca yalnızca size ayrılmış bir saat, özellikle başkalarına yer açmaya alışkın biri için tuhaf gelebilir. 'Benim için mi bu kadar zaman?' hissi, söyleyecek bir şey bulamama biçiminde ortaya çıkabilir. İlk görüşmelerde bu daha da belirgindir. Oradaki amaç hazır bir hikâye sunmak değil, birlikte bir başlangıç yapmaktır; ayrıntıya girme hızını sizin ritminiz belirler.
'Hiçbir şey yok' cümlesinin altında neler olabilir?
Bu cümle bazen gerçekten sakin bir haftayı anlatır ve bu da değerli bir bilgidir: o haftayı sakin kılan neydi? Verilecek cevap, zor haftalarda neye tutunabileceğinizi de gösterebilir. Ama sıklıkla cümlenin altında başka şeyler durur. Yorgunluk bunlardan biridir; 'hiçbir şey yok' aslında 'anlatacak enerjim yok' demektir. Utanç bir diğeridir: bir şey vardır ama söylendiği anda gerçek olacakmış ya da yargılanacakmış gibi gelir, bu yüzden zihin onu görmezden gelir. Önemsizleştirme de sık görülür. 'Bu kadar küçük bir şey için seansı harcamayayım' düşüncesi, kendi ihtiyaçlarını sıranın en sonuna koymaya alışkın birinin bildik sesidir.
Kimi haftalarda ise tersine, aynı anda çok fazla şey olur. İş, aile, ilişki ve beden aynı anda yük bindirdiğinde hangi ipin ucundan tutulacağı belli olmaz; hiçbiri doğru başlangıç gibi görünmediği için hiçbiri söylenmez. Aynı hafta içinde işte bir değerlendirme, evde bir taşınma hazırlığı ve annenizle süren bir gerginlik varsa, hangisinden başlayacağınızı seçmek bile yorucu gelebilir. Bir önceki seansın yoğun geçmesi de zihnin bu hafta biraz geri çekilmesine yol açabilir. Boşluk hissi bazen de belirli bir konunun değil, uzun süredir taşınan bir iç boşluğun ifadesidir.
Sessizliğin terapi ilişkisinin kendisiyle ilgili olduğu da olur. Bir önceki görüşmede söylenen bir söz sizi kırmış, bir konu yarıda kalmış ya da kendinizi yeterince anlaşılmamış hissetmiş olabilirsiniz. Zihin, ne olduğunu tam adlandıramadan geri çekilir ve 'bugün konuşacak bir şeyim yok' cümlesi bu geri çekilmenin sesi olur. Hangisinin söz konusu olduğunu tek başınıza bulmanız gerekmez; 'hiçbir şey yok' demek bile bu keşfe başlamak için yeterlidir.
Terapist sessizlikle nasıl çalışır?
Terapide sessizlik, sosyal hayattaki sıkıntılı sessizliklere benzemez; doldurulması gereken bir boşluk ya da geçilmesi gereken bir sınav değildir. Terapist böyle anlarda acele etmeden bekleyebilir, sessizliğin size nasıl geldiğini merak edebilir ya da küçük sorularla bir kapı aralayabilir: 'Buraya gelirken aklınızdan ne geçiyordu?', 'Bu hafta sizi en çok yoran an hangisiydi?', 'Şu an bu sessizlikte nasılsınız?' Bu sorular bir cevap zorunluluğu taşımaz; yalnızca ipin ucunu bulmanıza yardım eder. Bazı anlarda terapist yalnızca sessizliği sizinle paylaşır. Hiçbir şey söylenmeden geçen bir iki dakika, kimi danışan için haftanın ilk gerçek dinlenme anı olur.
Beden de iyi bir başlangıç noktasıdır. Söz bulunamadığında 'Şu an bedeninizde ne fark ediyorsunuz?' sorusu düşünceden daha kısa bir yol açabilir: sıkışan bir boğaz, ağırlaşan omuzlar ya da yerinde duramayan bacaklar kendi hikâyesini taşır. Terapist bazen bir önceki seanstan yarım kalan bir konuyu hatırlatır, bazen de boşluk hissinin kendisiyle kalmayı önerir: 'Bu hiçlik hissi nasıl bir şey?' Siz de 'Bugün konuşmakta zorlanıyorum' diyerek söze girebilirsiniz; bu cümle, bir seansın en dürüst başlangıçlarından biri olabilir.
Online görüşmelerde sessizlik biraz daha tedirgin edici gelebilir. Ekranda kimse konuşmadığında bağlantının koptuğu düşünülür ve sessizliği doldurma isteği artar. Böyle anlarda 'Düşünüyorum, buradayım' gibi kısa bir cümle, sessizliğin sürmesine izin verirken ikinizi de rahatlatır. Gerçek bir bağlantı sorunu yaşanırsa ilk görüşmede belirlenen yedek iletişim planı devreye girer. Yüz yüze ya da online, terapistin amacı sizi konuşturmak değil, konuşmaya hazır olduğunuz yere birlikte varmaktır.
Pratik notlar
- Hafta içinde aklınıza takılan bir anı telefonunuza tek satırlık bir notla kaydetmek denenebilir; seansa geldiğinizde ipin ucunu bulmayı kolaylaştırabilir.
- Seanstan birkaç dakika önce telefonu bırakıp sessizce oturmak, günün temposundan seansın temposuna geçmenize yardımcı olabilir.
- Önemsiz bulduğunuz küçük bir olayla başlamak denenebilir; küçük görünen başlangıçlar kimi zaman daha geniş bir konuya kapı aralar.
- Hiçbir şey bulamadığınızda bunu olduğu gibi söylemek de bir başlangıçtır; 'Bugün kafam boş' cümlesi seansı açmak için yeterlidir.
Boşluk hissi tekrarladığında neye bakılabilir?
Konuşacak bir şey bulamama hissi bir kez yaşandığında çoğunlukla geçici bir durumdur. Birkaç seans üst üste tekrarladığında ise kendisi konuşulmaya değer bir veri hâline gelir. Belki tempo size uymuyordur, belki zor bir konunun etrafında dolaşılıyordur, belki de terapiyle ilgili hedefler artık eskisi kadar net değildir. Her seansa aynı 'pek bir şey yok' cümlesiyle başlayıp asıl konuya ancak son on dakikada gelmek, bir konunun ele alınmayı beklediğini düşündürebilir. Bu his, hedefleri yeniden konuşma ya da seansları seyrekleştirme zamanının geldiğine de işaret edebilir.
Bu konuyu açmak için hazır bir cümleye ihtiyaç yoktur. 'Son haftalarda buraya gelirken aklım boşalıyor, bunun ne anlama geldiğini merak ediyorum' demek yeterli bir başlangıçtır. Boşluğun hangi haftalarda arttığını, hangi konuların ardından geldiğini kısaca not etmek de bu konuşmayı somutlaştırabilir. Terapist de kendi gözlemini paylaşabilir; örneğin boşluğun hep belirli bir konudan sonra geldiğini fark etmiş olabilir. Böyle bir gözlem, sessizliğin bir yorgunluğu mu, bir kaçınmayı mı, yoksa bir sonraki adıma hazır olmayı mı anlattığını görmeye yardımcı olur.
Bu hissin ne anlama gelmediğini de söylemek gerekir: konuşacak bir şey bulamamanız terapide başarısız olduğunuzu göstermez ve seansı iptal etmek için tek başına bir neden değildir. Sessiz başlayan bir seansın ikinci yarısında, haftalardır kenarda bekleyen bir konunun kendiliğinden açılması hiç de ender değildir. Öte yandan bu boşluk yalnızca seansta değil, günlük hayatta da her şeyin renksizleştiği, hiçbir şeyden keyif alamadığınız, uykunun ve iştahın belirgin biçimde değiştiği bir döneme eşlik ediyorsa, bunu açıkça dile getirmek önemlidir. Böyle bir tablo daha geniş bir değerlendirmeyi ve gerektiğinde psikiyatrik destekle eşgüdümü gerektirebilir.
Özet
Terapide konuşacak bir şey bulamamak, yorgunluğun, utancın ya da birikmiş yükün sessiz bir ifadesi olabilir. Sessizlik de seansın parçasıdır ve terapistle birlikte anlam kazanır; küçük bir not ya da tek bir dürüst cümle başlamak için yeterlidir. Nereden başlayacağınızı bilmiyor olmanız sorun değil; Klinik Psikolog Nesibe Dinç ile ilk görüşmeye, ister Antalya'daki ofiste ister online, bu belirsizlikle gelebilirsiniz.
Bu yazı klinik değerlendirmenin yerine geçmez. Yoğun zorlanma sürdüğünde ilk görüşme için iletişime geçmek önerilir; akut kriz durumlarında 112 ya da yakın bir sağlık kuruluşuna başvurmak uygundur.
Sıkça Sorulan Sorular
- Terapide ne konuşulur?
- Terapide o dönem aklınızı meşgul eden her şey konuşulabilir: bir olay, bir ilişki, bedeninizdeki bir his ya da konuşacak bir şey bulamamanın kendisi. Belirli bir gündem getirmeniz gerekmez. İlk görüşmede çoğunlukla sizi şimdi destek aramaya yönelten şey ve o an en çok ağırlık taşıyan alan konuşulur. Ayrıntıya girme hızını ise sizin ritminiz belirler.
- Terapide söyleyecek bir şeyim yoksa seansı iptal etmeli miyim?
- Genellikle buna gerek yoktur. Boş gibi başlayan seanslar beklenmedik konulara da kapı aralayabilir ve konuşacak bir şey bulamamak da seansta ele alınabilecek bir veridir; bunu seansın başında söylemek görüşmeyi başlatmaya yeter. Yine de bir görüşmeyi ertelemeniz gerekirse, mümkünse 24 saat önceden haber vermek çerçevenin sürdürülebilirliği açısından tercih edilir.
- Terapide uzun sessizlikler normal mi?
- Evet, sessizlik terapinin doğal bir parçasıdır. Bazen düşüncelerin toparlanması, bazen bir duygunun yüzeye çıkması için zaman gerekir. Terapist bu anlarda acele ettirmez; gerekirse küçük bir soruyla ya da bedendeki hislere dikkat çekerek eşlik eder. Online görüşmede düşündüğünüzü kısaca belirtmek, sessizliğin bağlantı sorunu sanılmasını önler. Sessizlik sizi zorluyorsa bunu söylemek de bir başlangıçtır.